Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Naim Tarhan
Naim Tarhan

GÖNÜL KAPISINDA “YASAK”YAZMAZDI

Bir dükkanın vitrinine veya rafların arasına asılmış o kağıtları görmüşsünüzdür: "Tadına bakmak yasaktır", "Çocuklara vermek yasaktır", "Tartım yaptırmadan yemek yasaktır..."

Kelimeler büyük, puntolar kalın, tonu ise bir o kadar soğuk. Peki, insan bu tabelalara bakınca ne hissediyor? Ben söyleyeyim: Bir zamanlar o dükkanların, o çarşıların ruhunda barınan “gönül sözleşmesinin” yırtılıp atıldığını hissediyorum.


Bizim medeniyetimizin mayasında, “yasak” kelimesiyle başlayan cümleler değil, “buyur” ile başlayan ikramlar vardır. Anadolu’nun herhangi bir köşesinde bir esnaf, müşterisine “tadına bakmadan geçme” dediğinde, bu sadece ticari bir pazarlama stratejisi değildir. Bu; “Sana güveniyorum, rızam vardır, bereketime ortak ol” demenin en kadim, en insani yoludur. İkram etmek, bir gönül köprüsü kurmaktır; ikramı almak ise o köprüden nezaketle geçmektir.


Bugün, dükkanlara bu tabelaları asan zihniyet, aslında kendine dair bir itirafta bulunuyor. “Artık birbirimize güvenmiyoruz, artık birbirimizin hakkını gözetmiyoruz” diyor. Oysa bizim kültürümüzde ticaret, kaba bir alışveriş değil, bir emanet ilişkisidir. Özellikle o tabeladaki “Çocuklara vermek yasaktır” ibaresi, vicdanı en çok yaralayan kısımdır. Anadolu’da bir çocuğun canının çektiği o şeker, onun “nasibi” sayılır; esnaf da o şekeri ikram ederek dükkanının bereketini artırır, çocukla arasında bir gönül bağı kurardı. Bir çocuğun yüzündeki tebessümü “yasak” levhasıyla soğutan bir zihniyet, aslında dükkanın bereket kapısını da kapatmış demektir.


Bu tabelalar sadece birer uyarı değil, aslında “hüsn-ü zan” kültürümüzden ne kadar uzaklaştığımızın bir vesikasıdır. Eskiden esnaf, müşterisine bir hırsız adayı gibi bakmaz; “gelen misafirimizdir, rızasıyla alır, hakkını gözetir” derdi. Bizim kültürümüzde “ayıp” diye bir sınır vardı; bu sınır, hiçbir tabelanın koyamayacağı kadar keskin ve yüce bir sınırdı.


“Yasak” diye parmak sallanan bir yerde, artık “helallik” kalmamıştır. İnsanlar birbirine yasaklarla değil, edeple bağlanır. Bir şeyi tarttırmadan yemek, bir lokma tadına bakmak, bizim coğrafyamızda “hak yeme” değil, “gönül alışverişi”ydi. Ne zaman ki biz birbirimize karşı o “emin” duruşumuzu kaybettik, işte o zaman dükkanların vitrinlerine bu soğuk yazılar asılmaya başladı.


Aslında suç sizde değil suç gelip sizden ticaret yapandandır yani biraz da hatayı kendimizde aramalıyız sizleri biz büyüttük sizleri biz mega marketler yaptık market zincirleri yaptık AVM’ler yaptık sizler bizim sırtımızda büyüdünüz ama şimdi bizden rahatsız olmaya başladınız.


Oysa gerçek Anadolu; dükkan sahibinin müşterisini kapıda “Buyur, tadına bak, evinin malı gibi ye” diye karşıladığı, müşterinin de “Rızan vardır, bereketi olsun” diyerek aldığı o nezaket deryasıdır. Tabelalarla sınır çizilmez; gönüllerle köprü kurulur. Bizim kültürümüzde “yasak” değil, “gönül rızası” vardır.


Şimdi soruyorum: O tabelaları söküp yerine “Gönül rızasıyla tadına bakabilirsiniz” yazacak bir yüreğimiz kaldı mı? Çünkü biz, yasaklarla değil, birbirine güvenen insanların omuz omuza verdiği bir medeniyetle büyüdük.


Gönül kapısının olduğu yerde “yasak” yazmaz. Yazarsa, o kapı artık gönül kapısı değil, sadece bir ticarethanedir


Ticaretin de erbabı bu olmamalıydı bu toplum ne yazık ki yozlaştı bir çok şeyi kaybettiğimiz gibi onu da kaybettik bugün bu tabelayı görmek insanı vicdanını sızlatan o yasak kelimesini derin bir yara bıraktığı gibi insanın kendi kendine


“biz bunu da mı görecektik “

YORUMLAR

4 adet yorum var

  1. Gerçekten çok etkileyici bir yazı olmuş. Basit gibi görünen bir tabeladan yola çıkıp aslında toplum olarak neleri kaybettiğimizi çok güzel anlatmışsınız. Okurken insanın içi hem ısınıyor hem de bir hüzün kaplıyor. ‘Buyur’ ile başlayan bir kültürden ‘yasaktır’ tabelalarına gelmiş olmak üzücü… Bir tabela üzerinden koca bir kültürü anlatmanız derin ve düşündürücü olmuş. Kaleminize sağlık.

    1. Bu güzel ve edebi cümlelerinizin akebinde söyleyecek söz bulamıyorum Çok teşekkürler İpek hocam…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER