Türk siyasetinde bazı kararlar vardır ki etkileri mahkeme salonlarının çok ötesine geçer. Cumhuriyet Halk Partisi hakkında verilen mutlak butlan kararı da bunlardan biri olarak tarihe geçti. Artık tartışılan konu kararın verilip verilmeyeceği değil, bu kararın CHP’nin geleceğini nasıl şekillendireceğidir.
Kararın ardından gözler doğal olarak iki isme çevrildi: Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel.
Aslında bugün yaşanan gelişme yalnızca iki siyasetçi arasındaki bir liderlik mücadelesi olarak okunmamalıdır. Çünkü mesele, Türkiye’nin ana muhalefet partisinin nasıl bir yol izleyeceğiyle doğrudan ilgilidir.
Mahkeme kararının ardından hukuki tablo netleşmiş olabilir. Ancak siyasette meşruiyet yalnızca hukukla değil, örgütlerin, delegelerin, seçmenlerin ve kamuoyunun yaklaşımıyla da şekillenir. Bu nedenle CHP’nin önündeki süreç hukuki olmaktan çok siyasi bir süreç olacaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu açısından bakıldığında, önünde tarihi bir tercih bulunuyor. Kılıçdaroğlu isterse bu kararı siyasi bir geri dönüşün başlangıcı olarak değerlendirebilir. Ancak daha güçlü görünen seçenek, partiyi yeni bir kurultaya taşıyan ve son sözü yeniden delegelere bırakan bir geçiş sürecinin liderliğini üstlenmesidir. Böyle bir tavır, hem hukuki kararın uygulanmasını sağlar hem de parti içinde yeni gerilimlerin önüne geçebilir.
Özgür Özel cephesinde ise farklı bir tablo bulunuyor. Özel’in siyasi gücü büyük ölçüde kurultay sonrası oluşan örgütsel destekten kaynaklanıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde onun da doğrudan bir çatışma yerine, parti tabanını ve örgütlerini bir arada tutmaya yönelik bir siyaset izlemesi beklenebilir. Çünkü CHP seçmeni uzun süredir iç mücadelelerden çok iktidar alternatifi oluşturabilecek bir muhalefet görmek istiyor.
Bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu temel soru şudur: Parti bu süreci bir hesaplaşmaya mı dönüştürecek, yoksa yeni bir başlangıcın fırsatı olarak mı değerlendirecek?
Eğer taraflar gerilimi yükseltirse, CHP uzun süre iç tartışmalarla anılan bir parti haline gelebilir. Bu durum yalnızca partiye değil, genel olarak muhalefet siyasetinin etkinliğine de zarar verebilir. Ancak uzlaşmacı bir yol tercih edilirse, yaşanan kriz demokratik bir yenilenme sürecine dönüşebilir.
Siyaset tarihinde liderler gelir, liderler gider. Ancak kurumların ayakta kalabilmesi, kriz anlarında gösterilen olgunlukla mümkündür. CHP’nin önündeki asıl sınav da tam olarak budur.
Mahkeme kararının ardından artık gözler yargıdan çok siyasete çevrilmiş durumda. Çünkü bundan sonraki süreci hakimlerin değil, siyasetçilerin tercihleri belirleyecek.
Belki de bugün sorulması gereken soru şudur:
CHP bu kararı yeni bir ayrışmanın başlangıcı mı yapacak, yoksa geleceğini yeniden inşa edeceği bir dönüm noktasına mı dönüştürecek?
Bu sorunun cevabı yalnızca CHP’nin değil, Türk siyasetinin önümüzdeki yıllardaki seyrini de etkileyeceği gibi bayram sonrasında CHP Genel merkezi hareketli günler bekliyor.
Naim Tarhan









CHP’deki bugün yaşanan olaylar İsmet İnönü’den beri hep vardı sanki böyle devam edecek gibi, çünkü CHP Türkiye’nin bütünüyle ilgilenemiyorum bazı kesimlere hitap ediyor. Bunu değişmesi de imkansız gibi
Dün, bugün ve yarın CHP hep aynı CHP.
Teşekkürler Sayın Naim Tarhan
Selamlar sevgiler