Orta Doğu’da yıllardır devam eden Yemen savaşı, askerî gücün her zaman siyasi zafer getirmediğini gösteren çarpıcı örneklerden biridir. Bir tarafta ekonomik ve askerî imkânları geniş Suudi Arabistan, diğer tarafta ise füze ve insansız hava araçlarıyla bölgesel bir güç hâline gelen Husiler bulunuyor. Aradan geçen yıllara, ağır bombardımanlara ve diplomatik girişimlere rağmen Yemen’de kalıcı barış hâlâ sağlanabilmiş değil.
Peki, Suudi Arabistan gibi güçlü bir devlet neden Husileri kesin biçimde yenemedi?
Husiler nasıl güç kazandı?
Husiler, Yemen’in kuzeyinde ortaya çıkan ve Zeydi Şiiliği geleneğine dayanan siyasi ve silahlı bir harekettir. Ancak hareketin yükselişini yalnızca mezhepsel farklılıklarla açıklamak doğru değildir. Yemen’deki siyasi istikrarsızlık, ekonomik sorunlar ve merkezî yönetimle yaşanan anlaşmazlıklar da bu süreçte etkili oldu.
2011’de Arap Baharı’nın Yemen’e ulaşmasıyla siyasi dengeler sarsıldı. Husiler, 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirerek ülkenin yönetiminde belirleyici bir güç hâline geldi. Bunun ardından Suudi Arabistan, uluslararası alanda tanınan Yemen yönetimini desteklemek amacıyla Mart 2015’te askerî müdahaleye başladı.
Böylece Yemen’deki iç savaş, bölgesel bir güç mücadelesine dönüştü.
İran faktörü ve bölgesel rekabet
Savaşın arkasındaki önemli unsurlardan biri, İran ile Suudi Arabistan arasındaki nüfuz mücadelesidir. İran’ın Husilere teknik, askerî ve siyasi destek sağladığına ilişkin bulgular, uluslararası raporlarda yer alıyor. Füze ve insansız hava aracı kapasitesinin gelişmesi, Husilerin Suudi Arabistan üzerinde baskı oluşturmasını kolaylaştırdı.
Ancak Husileri yalnızca İran’ın yönettiği bir örgüt olarak görmek de eksik bir değerlendirmedir. Hareketin Yemen’de yerel kökleri, siyasi hedefleri ve kendi çıkarları bulunuyor.
Dolayısıyla Yemen savaşı, hem ülkenin iç iktidar mücadelesi hem de bölgesel güç rekabetinin bir parçasıdır.
Suudi Arabistan neden kesin zafer kazanamadı?
Suudi Arabistan’ın gelişmiş savaş uçakları ve savunma sistemleri bulunmasına rağmen Husileri ortadan kaldıramamasının birkaç nedeni var.
Öncelikle Yemen’in dağlık coğrafyası, askerî operasyonları zorlaştırıyor. İkinci olarak Husiler, yıllar içinde yalnızca silahlı bir hareket olmaktan çıkarak kontrol ettikleri bölgelerde kendi yönetim yapılarını oluşturdu. Üçüncü olarak görece ucuz insansız hava araçları ve füzeler, daha pahalı savunma sistemleri kullanan ülkeler üzerinde önemli maliyetler oluşturabiliyor.
Asıl sorun, hava saldırılarıyla askerî hedefleri vurmanın, siyasi kontrolü ele geçirmekle aynı şey olmamasıdır. Yemen’de kalıcı bir düzen kurulmadan kazanılacak askerî başarılar da sınırlı kalacaktır.
Kızıldeniz’den dünyaya yayılan kriz
Yemen’deki savaşın etkileri ülke sınırlarını da aşıyor. Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan ve dünya deniz ticareti açısından büyük önem taşıyan stratejik bir geçiş noktasıdır.
Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları, deniz taşımacılığında güvenlik risklerini artırdı. Gemilerin alternatif rotalara yönelmesi, taşıma sürelerini ve maliyetleri yükseltebiliyor. Bu durum, Yemen’deki çatışmayı küresel ekonomi ve enerji güvenliği açısından da önemli hâle getiriyor.
Savaşın en ağır bedelini kim ödüyor?
Savaşın gerçek bilançosu yalnızca askerî kayıplarla ölçülemez. Birleşmiş Milletlerin 2026 yılı için hazırladığı insani yardım planına göre Yemen’de 22 milyondan fazla insanın yardıma ve korunmaya ihtiyacı bulunuyor.
Açlık, yoksulluk, sağlık hizmetlerine erişim sorunları ve yerinden edilme, milyonlarca insanın günlük yaşamını etkiliyor. Özellikle çocuklar yetersiz beslenme, eğitimden uzak kalma ve sağlık sorunları nedeniyle büyük risk altında.
Savaşın sona ermesi bile bu sorunları hemen ortadan kaldırmayacak. Yıkılan altyapının onarılması ve ekonominin yeniden ayağa kaldırılması uzun yıllar alabilir.
Yemen’de barış mümkün mü?
2022’de sağlanan ateşkes, çatışmaların yoğunluğunu azaltmış olsa da kalıcı bir siyasi anlaşmaya dönüşemedi. 2026 sonbaharında yeniden şiddetlenen çatışmalar, geçici sakinliğin gerçek barış anlamına gelmediğini bir kez daha gösterdi.
Suudi Arabistan’ın sınırlarını koruması ve Husilerin saldırılarını caydırması mümkün hedeflerdir. Ancak Husileri tamamen ortadan kaldırmak ve Yemen’de istikrarlı bir devlet düzeni kurmak çok daha karmaşık bir meseledir.
Kalıcı çözüm; Yemen’deki farklı siyasi aktörlerin uzlaşmasını, ekonomik toparlanmayı ve İran ile Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgesel güçlerin diplomasiye öncelik vermesini gerektiriyor.
Sonuç olarak, Yemen savaşı, askerî üstünlüğün tek başına zafer getirmediğini gösteriyor. Bir tarafın diğerini tamamen yok etmesini beklemek yerine, ortak bir siyasi çözüm aramak gerekiyor.
Çünkü bu savaşın en büyük kaybedeni, açlık ve yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren Yemen halkıdır. Yemen’in ihtiyacı yeni silahlar ve yeni cepheler değil; güvenlik, adalet, siyasi istikrar ve insanca yaşam koşullarıdır.
“Silahlar bir süre susabilir; ancak siyasi sorunlar çözülmedikçe gerçek barış gelmez”.
Naim Tarhan









Selam Naim bey yemenle ilgili analiniz harika Yemen’de yaşayan bir yazar bu kadar doğru bir açıklama yapamazdı tebrik ediyorum hayatınızda sağlık ve başarılar diliyorum