Bitlis’te gerçekleştirilen akademik bir araştırma, huzurevlerine yönelik algının kentte büyük ölçüde olumsuz olduğunu ve yaşlı bakımının hâlâ güçlü biçimde aile ve evlat sorumluluğu çerçevesinde değerlendirildiğini ortaya koydu.
Bitlis Eren Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı’nda Ekrem Çelik tarafından hazırlanan ve Doç. Dr. Deniz Aşkı’nın danışmanlığını yaptığı yüksek lisans tezinde, gayri resmi bakım veren yetişkin çocukların huzurevlerine bakışı fenomenolojik yöntemle incelendi. Araştırma kapsamında kent merkezinde yaşayan ve yaşlı ebeveynlerine evde bakım veren bireylerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapıldı.
Yaşlılık Algısı Olumsuz, Huzurevi “Terk Edilmişlerin Yeri” Olarak Görülüyor
Araştırma bulgularına göre, katılımcıların büyük çoğunluğu yaşlılığı “muhtaç, bağımlı, düşkün ve elden ayaktan düşmüş” kavramlarıyla tanımlıyor. Bu algının, yaşlı ebeveynlerle aynı evde yaşama deneyimi üzerinden şekillendiği ifade ediliyor. Buna karşın az sayıda katılımcı yaşlılığı “tecrübe, vefa ve genç kuşağa rehberlik” kavramlarıyla olumlu bir çerçevede değerlendiriyor.
Huzurevlerine yönelik algı ise büyük ölçüde olumsuz. Katılımcılar huzurevlerini; “terk edilmişlerin yeri”, “sahipsizlerin kaldığı mekân”, “hayırsız evlatların anne babasını bıraktığı yer” ve “şiddetin yaşandığı güvensiz kurumlar” olarak tanımlıyor. Bu algının oluşumunda tarihsel mirasın yanı sıra televizyon, dizi, haber ve sosyal medya içeriklerinin belirleyici olduğu vurgulanıyor.
Medya Etkisi ve Kurumsal Güvensizlik Dikkat Çekiyor
Araştırmaya katılanların çoğu, huzurevleriyle ilgili bilgilerini televizyon ve sosyal medya üzerinden edindiklerini belirtti. Özellikle haber ve dizilerde yer alan şiddet, kötü muamele ve terk edilmişlik temalarının huzurevlerine yönelik “kurumsal güvensizlik” algısını güçlendirdiği tespit edildi. Kişisel ya da dolaylı olumsuz deneyimlerin de bu algıyı pekiştirdiği ifade edildi.
Bitlis’te Evlat Sorumluluğu ve Kültürel Normlar Belirleyici
Çalışmada Bitlis’in kolektivist kültürel yapısının, huzurevi algısı üzerinde belirleyici olduğu ortaya konuldu. Katılımcıların tamamı, yaşlı ebeveynlerine bakmayı dini değerler, minnettarlık duygusu, aile bağları ve geleneksel normlar çerçevesinde “evlatlık görevi” olarak gördüklerini belirtti. Bu nedenle huzurevine yerleştirme fikrine sıcak bakılmadığı ifade edildi.
Araştırmada ayrıca, ebeveynlerini huzurevine gönderen bireylerin toplum tarafından “hayırsız, yetersiz ve sorumsuz evlat” olarak damgalanacağı yönündeki yaygın kanaatin, huzurevine yönelik algının önündeki en büyük engellerden biri olduğu vurgulandı.
Doğu-Batı Farkı ve Gelecek Kaygısı
Katılımcılar, Türkiye’nin batı illerinde huzurevi sayısının fazla olmasını bireysel değerlerin yaygınlığına, doğu illerinde az olmasını ise kolektivist yapı, güçlü aile bağları ve mahalle baskısına bağladı. Bitlis’te huzurevinin hâlen “tabu” olarak görüldüğü belirtilirken, toplumsal değişim ve genç kuşağın bireyselleşmesiyle birlikte bu algının gelecekte değişebileceği öngörüldü.
Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu, Bitlis’te yakın gelecekte huzurevlerinin açılacağına inanırken, bu durumun kuşaklararası dayanışmanın geleceği açısından belirsizlikler barındırdığına dikkat çekildi.
Öneriler: Algı Değişimi ve Uzun Vadeli Politikalar
Tezde, huzurevi kavramının “düşkünler evi” algısından arındırılması, medya yoluyla olumlu temsillerin artırılması ve kuşaklararası dayanışmayı güçlendirecek uzun vadeli projelerin hayata geçirilmesi önerildi. Ayrıca evde bakım hizmetleri kapsamında ailelere sağlanan maddi desteklerin artırılmasının, gayri resmi bakımın sürdürülebilirliği açısından önemli olduğu vurgulandı.

