Bir devletin ruhu adalettir, o ruhu ayakta tutan iskelet ise liyakattir. Eğer bir toplumda vatandaş vergisini veriyor, yasalara uyuyor ve bir hata işlediğinde çekinmeden yargı makamlarına gidip hesabını veriyorsa; aynı sorumluluk ve şeffaflık devletin en üst kademesindeki temsilciler için de bir tercih değil, mecburiyettir.
Ancak burada kritik bir soru devreye girer: O makamlarda oturanlar, oraya adaleti tesis etmek için mi, yoksa makamın gücüyle zırh kuşanmak için mi geldiler?
Liyakat, Hesap Verebilirliğin TeminatıdırLiyakat, sadece bir işi en iyi yapanın o işe gelmesi demek değildir. Aynı zamanda oturduğu koltuğun geçici, hukukun ise baki olduğunu idrak edecek ahlaka sahip olmaktır. Liyakat sahibi bir yönetici, hukukun karşısına çıkmaktan korkmaz; aksine yargı önünde hesap vermeyi, temsil ettiği makamın temizliğini kanıtlamak için bir fırsat görür.
Eğer bir makama “sadakat” liyakatin önüne geçerek gelinmişse, o koltuk bir hizmet aracı olmaktan çıkar, bir koruma kalkanına dönüşür. Oysa gerçek devlet adamı, kanun önünde vatandaşla eşitlenmekten onur duyar. Valinin de, işçinin de aynı savcılık makamında, aynı karakolda ifade verebildiği bir düzen, liyakatli kadroların adalete olan inancıyla inşa edilir.
“Hah” Dediğimiz O An: Hukukun ÜstünlüğüToplumun vicdanında “Hah, işte şimdi adalet yerini buldu!” dedirten an, imtiyazların son bulduğu andır. Vatandaşın karakola gidip ifade vermesi bir görevse, devletin en yüksek mülki amirinin de bir şaibe durumunda aynı vakarla yargı huzuruna çıkması adaletin tecellisidir. Bu tablo devletin itibarını sarsmaz; aksine “Bizde kimse hukukun üstünde değildir” mesajıyla devleti halkın gözünde devleştirir.
Adalet Mülkün, Liyakat Adaletin Temelidir
Ehil ellerin yönettiği bir devlette, hukuk kimsenin arka bahçesi olamaz. Liyakatli bir yargı ve liyakatli bir bürokrasi birbirini denetlediğinde, terazi ne yana eğilirse eğilsin sonunda doğruyu tartar. Unvanların mahkeme kapısında dışarıda bırakıldığı, sadece “vatandaşlık” sıfatının ve “hukukun” konuştuğu bir düzen, toplumsal barışın en büyük teminatıdır.Sonuç olarak; vatandaşın gösterdiği hukuk hürmetini, devletin temsilcileri de aynı hizada gösterdiğinde adalet yerini bulur. Liyakatle gelinen makamlar, adaletle taçlandırılmalıdır. Çünkü adalet sadece mazlumun sığınağı değil, aynı zamanda güçlünün de sınırıdır. Bu sınırın herkes için aynı çizgide olduğu gün, vicdanlarda gerçek hukuk devleti doğacaktır.









Doğru bir tespit
Teşekkürler