Şeyda Güzel
(Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma Hizmet Dersi kapsamında Dr. Gülsün Karslı rehberliğinde hazırlanmıştır.)
“Benim çocuğum çok uslu, ne dersem yapar.” Bu cümle birçok ebeveyne tanıdık gelir. Hatta çoğu zaman gururla söylenir. Peki hiç şöyle düşündük mü: Söz dinleyen çocuk gerçekten güçlü bir çocuk mudur, yoksa sadece uyum sağlamayı mı öğrenmiştir?
Toplumda “iyi çocuk” çoğu zaman sessiz, kurallara uyan ve büyüklerinin sözünden çıkmayan çocuk olarak tanımlanır. Oysa çocuk gelişimi üzerine yapılan çalışmalar, bu durumun her zaman sağlıklı bir gelişimi göstermeyebileceğini ortaya koymaktadır.
Ebeveyn tutumları uzun yıllardır araştırılmakta ve genellikle otoriter, demokratik, izin verici ve ihmalkâr olarak sınıflandırılmaktadır (Santrock, 2014).
Günlük hayatta hepimiz çocuklarımız için en doğrusunu yapmak isteriz. Onları korumak, üzülmemelerini sağlamak, hata yapmalarını engellemek… Ancak bazen bu iyi niyetli yaklaşım, farkında olmadan çocuklarımızın kendi kararlarını deneyimleme alanını daraltabiliyor.
Peki böyle durumlarda çocuk ne öğrenir?
Çoğu zaman şunu:“Ben tek başıma doğruyu bulamayabilirim.
”İlk bakışta bu durum bir sorun gibi görünmeyebilir.Ama uzun vadede çocuk kendi kararlarına güvenmekte zorlanabilir.
Nitekim ebeveyn tutumları üzerine yapılan çalışmalar, daha kontrolcü ve baskın yaklaşımların çocukların özgüven gelişimini sınırlayabildiğini göstermektedir (Baumrind, 1967).
Çünkü özgüven dediğimiz şey, aslında çok temel bir duygudan beslenir:
“Ben yapabilirim.” Bu duygunun gelişebilmesi için çocuğun denemesi, bazen hata yapması ve kendi deneyimlerini yaşaması gerekir. Öz yeterlilik kuramı da bireyin kendine olan inancının, yaşadığı deneyimlerle şekillendiğini vurgulamaktadır (Bandura, 1997).
Bugün ebeveynlikte çoğu zaman iki uç arasında gidip gelebiliyoruz .
Bazen çocuklarımızı korumak isterken onları fazla yönlendirebiliyor, bazen de üzülmemeleri için her isteklerini karşılayabiliyoruz.Oysa araştırmalar, en sağlıklı gelişimin bu iki uç arasında kurulan dengede ortaya çıktığını göstermektedir (Santrock, 2014).
Son yıllarda geliştirilen yaklaşımlar da bu dengeye dikkat çekmektedir. Çocuğa rehberlik eden, onunla iletişim kuran ve aynı zamanda birey olmasına alan tanıyan tutumların çocuk gelişimi üzerinde daha olumlu etkiler oluşturduğu belirtilmektedir.
Türk toplumuna yönelik çalışmalarda da benzer bulgular görülmektedir. Aşırı baskıcı ya da aşırı kontrolcü tutumların çocuklarda çekingenlik ve güvensizlik oluşturabileceği ifade edilmektedir (Yavuzer, 2013).
Peki ne yapabiliriz?
Belki de ilk adım, çocuğumuzu sadece yönlendirmek yerine biraz daha dinlemek olabilir. Bazen seçim yapmasına izin vermek, bazen fikrini sormak, bazen de sadece denemesine alan tanımak… Çünkü özgüvenli çocuk, her zaman doğruyu yapan değil; yanlış yaptığında da kendine güvenmeye devam edebilen çocuktur.
Bugün söz dinleyen bir çocuk yetiştirmek bize daha kolay gelebilir.
Ama yarın kendi kararlarını verebilen, gerektiğinde “hayır” diyebilen ve kendine güvenen bir birey yetiştirmek istiyorsak, onların sadece bizi dinlemesine değil, kendilerini de ifade etmelerine alan açmamız gerekir. Belki de asıl soru şudur: Çocuğumuz sadece bizi mi dinlesin, yoksa kendi sesini de duyabilsin mi?
Kaynakça (APA 7)
Baumrind, D. (1967). Child care practices anteceding three patterns of preschool behavior. Genetic Psychology Monographs, 75(1), 43–88.
Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. Freeman.
Santrock, J. W. (2014). Child development (14th ed.). McGraw-Hill.
Yavuzer, H. (2013). Çocuk psikolojisi. Remzi Kitabevi.







YORUMLAR