Anadolu’nun kadim topraklarından, binbir umutla büyükşehirlere taşınan bavulların içinden sadece kıyafetler ve anılar değil, koca bir neslin geleceği de çıktı. Ancak bugün o gelecek, metropollerin gri çeperlerinde, uyuşturucu dumanları ve çeteleşme kıskacında sessizce eriyip gidiyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’dan göç etmiş ailelerin çocukları, iki dünya arasında sıkışmışlığın faturasını en ağır şekilde ödüyor.
Arafta Kalan Kimlikler ve Suç Sarmalı
Bu gençlerin yaşadığı en büyük dram, “aidiyet boşluğu”dur. Evde geleneksel değerlerle büyüyen, sokakta ise modern metropolün acımasız ve tüketim odaklı yüzüyle karşılaşan çocuk, her iki tarafa da yaranamıyor. Memleketinde “İstanbullu”, İstanbul’da ise “taşralı” olarak dışlanan genç, bu boşluğu kendisini kabul eden ve ona sahte bir “güç” vaat eden suç şebekelerinde dolduruyor.
Eğitimden kopan, ekonomik çıkmaza giren ve “bir an önce para kazanma” baskısı altında ezilen çocuk; sokaktaki çete liderini, belindeki silahı ve altındaki lüks arabayı bir “başarı sembolü” olarak görmeye başlıyor. Suç örgütleri, bu çocukları uyuşturucu bağımlılığı üzerinden köleleştirerek birer suç makinesine dönüştürüyor.
Yerel Yönetimler: Sadece Yol Değil, Gelecek de İnşa Edilmeli
Belediyecilik, sadece kaldırım taşı döşemek veya pırıltılı merkezler inşa etmek değildir. Gerçek belediyecilik, şehrin en karanlık sokağına ışık götürebilmektir. Yerel yönetimler, getto mahallelerinde sadece spor salonu değil; gencin yeteneğini keşfedeceği, kendini değerli hissedeceği teknoloji ve sanat atölyeleri kurmak zorundadır. Okuldan kopan bir çocuğu erkenden fark edecek “sosyal takip sistemleri” kurmadan, sokaktaki çeteleşmenin önüne geçmek mümkün değildir.
Sivil Toplum: Tabela Dernekçiliğinden Saha Vicdanına
Hemşehri dernekleri ve vakıflar, sadece bayramlarda buluşulan veya siyasetin arka bahçesi olan yapılar olmaktan çıkmalıdır. Gerçek sivil toplumculuk, mahalledeki gencin elinden uyuşturucu tacirinden önce tutabilmektir. Bu dernekler, başarılı rol modelleri gençlerle buluşturmalı, ailelere çocuklarıyla iletişim kurma eğitimi vermeli ve birer “koruyucu kalkan” işlevi görmelidir. Elini taşın altına koymayan her dernek, sokağa sırtını dönen her yönetici bu vebalin ortağıdır.
Sonuç: Bir Güvenlik Değil, Bir Vicdan Meselesi
Polisiye tedbirler sadece sinekleri avlar; bataklığı kurutacak olan sosyal politikalardır. Bir gencin çeteye dahil olması, sadece bir asayiş vakası değil; bir ailenin umudunun yok olması ve toplumsal dokumuzun yırtılmasıdır.
Eğer bugün çocuklarımızın elinde kalem yerine silah, kitap yerine uyuşturucu varsa; suçlu sadece o çocuk değil, onu sokağın karanlığına terk eden hepimiziz. Bugün o gençleri sistemin içine çekmezsek, yarın o sokaklardaki ateşin tüm şehri sarması kaçınılmazdır.
Gelin, bu çocuklara “sen buraya aitsin” diyelim; sokağın değil, geleceğin parçası olmalarını sağlayalım. Çünkü kurtarılan her bir genç, aslında kurtarılan bir gelecektir .







Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Toplumun kanayan bir yarasını bu kadar net ve cesur bir şekilde dile getirmişsiniz. Özellikle gençlerin yaşadığı aidiyet sorununa dikkat çekmeniz çok kıymetli. Umarım bu yazı, yetkililer ve toplum için bir farkındalık olur. sevgiyle Hikmet T.
Çok teşekkür ediyorum zaman ayırdığınız ve güzel temennileriniz için.
Güzel temenni ve düşüncelerinize teşekkür ediyorum.
Kaleminize ve yüreğinize sağlık,
Bu hayatın gerçekleri bunlar gerçekten metropol şehirlerde çocuklarımız sessiz sedasız kaybolup gidiyorlar
Artık yarışmalar ötekilrştırmeler evlerimize kadar sızmış
En büyük surunumuz hazımsızlık benlik benciliği
Sevgili başkanım sizleri seviyorum iyiki varsınız 🤲♥️🙏
Çok teşekkür ediyorum Burhan hocam eksik olmayın.
Tesbit son derece doğrudur ,ancak gerekse ülkemizde gerekse bölgesel sıkıntılardan dolayı metropol sehirlerde daha çok genç nesilin hakim olduğunu görüyoruz bunun iki tane faktörü vardır , Temel eğitimsizlik ve ekonomi sıkıntılardan dolayı insanlar genelde çareyi illegal yollara başvurarak hayal ettikleri şeylere kavuşmayı Arzu ediyorlar tabii ki bu genelde hüsranla sonuçlanıyor .
Çok teşekkür ederim haklısınız
Kalemine, yüreğine sağlık abi. Maalesef çok doğru bir tespit. Fakat ne yazık ki sadece çocuklarımız değil bizler de köklerimizden koptuk
Çok teşekkür ediyorum Orhan hocam.