Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam Alanı
Reklam Alanı
Yasemin Karlıdağ
Yasemin Karlıdağ

HERKESE BAĞLIYIZ, KİMSEYE YAKIN DEĞİLİZ

Sabah gözümüzü açar açmaz elimiz telefona gidiyor. Daha yataktan kalkmadan mesajlara bakıyor, sosyal medyada kim ne paylaşmış diye göz gezdiriyoruz. Gün içinde yüzlerce insanın hayatından birkaç saniyeliğine haberdar oluyoruz.

Ama günün sonunda çoğumuzun aklından aynı soru geçiyor:

Bunca insanın arasında neden kendimi yalnız hissediyorum?

Aslında bu sadece kişisel bir mesele değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 yılında yayımladığı rapora göre dünya genelinde yaklaşık her 6 kişiden biri yalnızlık hissediyor. Bu oran gençlerde daha da dikkat çekici. 13-17 yaş arasındaki gençlerin yaklaşık yüzde 21’i, 18-29 yaş arasındaki genç yetişkinlerin ise yüzde 17,4’ü yalnızlık yaşadığını bildiriyor.

Yani teknolojiyle birbirimize hiç olmadığı kadar yakın olduğumuz bir dönemde, yalnızlık da hayatımızın önemli meselelerinden biri hâline geliyor.

Türkiye’deki tabloya baktığımızda da aile yapısındaki değişim dikkat çekiyor. TÜİK’in 2025 verilerine göre tek kişilik hanehalklarının toplam hanehalkları içindeki oranı 2014’te yüzde 13,9 iken 2025’te yüzde 20,5’e yükseldi.

Elbette tek başına yaşamak, yalnız olmak demek değil. İnsan tek başına yaşarken de mutlu olabilir. Asıl mesele, insanın kendisini anlaşılmamış ve bağlantısız hissetmesi. Dünya Sağlık Örgütü de yalnızlığı, kişinin sahip olduğu sosyal ilişkiler ile ihtiyaç duyduğu ilişkiler arasındaki farktan doğan bir duygu olarak tanımlıyor.

Bugün hepimiz birbirimize ulaşabiliyoruz. Bir mesaj birkaç saniyede karşı tarafa gidiyor. Görüntülü konuşabiliyor, dünyanın diğer ucundaki insanı ekrandan görebiliyoruz.

Fakat ulaşmakla yakın olmak aynı şey değil.

Birinin fotoğrafını beğenmek, onun hayatında gerçekten var olduğumuz anlamına gelmiyor. “Nasılsın?” diye sormak da her zaman gerçekten merak ettiğimiz anlamına gelmiyor. Bazen cevabı bile beklemeden telefonun başka bir bildirimine yöneliyoruz.

Belki de modern çağın en büyük çelişkisi burada başlıyor:

Bağlantımız arttıkça bağlarımız azalıyor.

Sokağa çıktığımızda, otobüse bindiğimizde, bir kafeye gittiğimizde bunu görmek mümkün. Aynı masada oturan insanların bile bazen birbirleriyle konuşmak yerine telefonlarına baktığı bir dönemdeyiz.

Oysa insanın ihtiyacı sadece konuşmak değil.

Dinlenmek, anlaşılmak, önemsenmek ve gerektiğinde yanında birinin olduğunu bilmek…

Dünya Sağlık Örgütü de yalnızlığın yalnızca duygusal bir durum olmadığını, fiziksel ve ruhsal sağlık üzerinde ciddi sonuçları olabileceğini belirtiyor. Rapora göre sosyal kopukluk; depresyon, kaygı, kalp hastalıkları ve inme gibi birçok sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor.

Bütün bunları düşündüğümüzde belki de artık “İnsanlar neden yalnız?” sorusundan önce başka bir soru sormalıyız:

Biz birbirimize gerçekten ne kadar zaman ayırıyoruz?

Çünkü bazen yalnızlığı azaltmak için büyük şeylere ihtiyacımız yok.

Bir arkadaşımızı aramak, ailemizle telefonsuz bir sofrada oturmak, bir yakınımıza gerçekten nasıl olduğunu sormak bile yeterli olabilir.

Teknoloji hayatımızdan çıkmayacak. Sosyal medya da hayatımızın bir parçası olmaya devam edecek. Mesele teknolojiyi suçlamak değil. Mesele, teknolojinin bizi birbirimizden koparmasına izin vermemek.

Çünkü insan, ne kadar güçlü görünürse görünsün, anlaşılmak istiyor.

Belki de modern çağın bize unutturduğu en basit gerçek şu:

İnsanın insana ihtiyacı var.

Ve bazen bir insanın hayatına dokunmak için yüzlerce kişiye ulaşmak gerekmiyor.

Sadece bir kişinin karşısına geçip, telefonumuzu bir kenara bırakıp gerçekten:

“Nasılsın, anlat. Seni dinliyorum.”

demek yetiyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER